🎊 Bir Çocuğun Annesine Yazdığı Mektup

Yetim bir çocuğun annesine yazdığı mektubu okurken, duygulanacaksınız. Bu ayın özelliklerinden biri de, İstanbul’un Fethi. Bu münasebetle, dergimizin karakterlerinden Arif, babasıyla birlikte İstanbul’un manevi fatihlerin peşine düşü- yor. Kurbanının annesine yazdığı mektubunda kaleme aldığı kan dondurucu cümleleri ve bazıları tarafından sevimli olarak ifade edilse bile bize göre korkunç olan görünüşü ile seri katil tanımına harf harfine uyan bir cani! Albert Fish kimdir diyorsanız tam olarak doğru yerdesiniz. Bir savaş, dört mektup: Çanakkale güçlerin saflarında savaşan Lance isimli bir asker annesine Gelibolu'dan yazdığı mektubuna bu sözlerle başlıyor. 7 yaşındaki çocuğun Busatırlar, Sarıkamış Harekâtı’na katılan bir askerimizin annesine yazdığı bir mektupta yer alıyor. Ne kadar masumca yazılmış kelimeler, her cümle yiğit Mehmetçiğimizin hislerini içimize işlercesine bağırıyor sanki bize. Vatanın her karış toprağı uğruna canını feda etmeye her zaman hazır bir Türk askeri. Page 11. Bir mektup yaz bana şiiri - betül koçum - Edebiyatdefteri.com.Ebeveynler çocukları kızdıklarında, öfkeyle bağırmaya başladıklarında ebeveynler bu tutum karşısında önce. Seni sevmiyorum anne/baba ne demek? Siyahi çocuğun yazdığı şiir Ayşe Hemşire, yazdığı şiir kitaplarının geliri ile; Anneden. EngelliBir Çocuğun Annesine Yazdığı Mektup. By Rabia PEKKAN (rpekkan) in forum ŞİİRLER-YAZILAR Cevaplar: 1 Son Mesaj: 02.Aralık.2013, 14:09. okul öncesi Birbebeğin annesine mektubuyla başlayan kitap, anne babanın ona yazdığı mektuplar ve çocuğun yakın çevresiyle mektuplaşmasıyla devam ediyor. Çocuklar; kitaptaki şiirler, masal tadında mektuplar ile anne babaya duyulan sevgiyi, ebeveynlerin çocuklarına duyduğu şefkat ve merhameti hissedecekler, kendilerini ifade etme yolunda Yasaklı. Minik Bir Çocuğun Şehit Babasına Yazdığı Mektup. Yine seni özledim.Yine aklım karıştı baba..Özlem aklı karıştırır mı? Bunu öğretmemiştin bana. Bugün benim doğum günüm.Şimdi sekiz yaşımdayım.büyüdüm erkek oldum ama hala anlamıyorum sen neden yoksun baba.Önlük bana çok yakıştı. Senin hep görmek Gig Animasyon, Mustafa Kemal Atatürk'ün 16 Mayıs 1919- 19 Mayıs 1919'da Bandırma Vapuru ile İstanbul'dan Samsun'a giderken annesi Zübeyde Hanım'a yazdığı mektubu animasyon film olarak yayınladı. İstersenizanneye mektup kısa verebilir ya da kendinizin de yazacağınız anneler günü yazısı için hazır örnekleri inceleyebilirsiniz. Anneler günü mektup verirken yanında hediye de kullanabilir ve böylece daha da özel bir sürpriz yapabilirsiniz. “Canım annem, Bu mektupta sana neler anlatacağımı bilmiyorum. Belki en Bir annenin kreş öğretmenine yazdığı mektup. Kız çocuklarına sürekli “Sen prensessin, hiç senin gibi güzel bir kıza böyle yapmak yakışıyor mu, hanım hanımcık otur burada” gibi kızları güçsüzleştiren ve sınırlamaya yönelten cümlelerden rahatsız olduğum kadar, “Aslan oğlum, koçum, erkek adam ağlamaz Bursa'da Covid-19 tedavisi gören çocuklar taburcu edilirken, korona tedavisi gören 5 yaşındaki bir çocuğun annesinin yazdığı mektup duygulandırdı. Bursa İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Dörtçelik Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde Covid-19 tedavisi gören çocuklar sağlıklarına kavuşmasının ardından taburcu edildi. 2hMqp. Ne olursa olsun, yeter ki bizi yaşatmış olan varlıklar bir yerde saklı kalsın. Gelenekler, aile ocağı ve anılarımızın saklı olduğu ev. Saint-Exupéry Saint-Exupéry, babası öldüğünde üç yaşındadır. Hayata üç yaşında hüzünle başlar. Babasız kalması onu annesine biraz daha fazla yakınlaştırır. Annesine olan sevgisini mektuplarında her zaman dile getirir. Onun için mektuplaşmak kavuşmanın yarısıdır. Mektuplar tatlı bir saflık içinde yazılmıştır. Tam bir açık kalplilik ve çocuksu içtenlik; hasret ve iştiyakla… Saint-Exupéry annesine ilk mektubunu 10 yaşında son mektubunu ise 44 yaşında yazar. Yazdığı son mektubu ise kayboluşundan bir sene sonra yani 1945 Temmuz’unda geçer annesinin eline. Çölün yağmuru özlediği gibi annesini özler. 34 yıl süren bir mektuplaşma. 10 yaşından 44 yaşına kadar ses ötesi bir duyarlılık, dokunaklı ve yanık duygular. Dünyanın bütün güzel kokularına bedel bir anne kokusu damlar mektuplardan. Bu güzelim mektuplar, yaşamın eşiğinde, düşmemek için bizi tutup kucaklayacak şefkatli sığınağın anne kucağı olduğunu; gerçek mutluluğumuzu annelerimizin ikliminde tattığımızı da hatırlatır. Le Mans, 11 Haziran 1910 10 yaşında Sevgili anneciğim, Kendime bir dolmakalem yaptım. Onunla yazıyorum size. Çok iyiyim. Yarın doğum günüm. Emaunel dayım doğum günüm için bana bir kol saati vereceğini söylemişti. Acaba bir mektup yazıp doğumgünümün yarın olduğunu bildirebilir misiniz kendisine. Perşembe günü Notre-Dame du Chêne’e bir gezi var. Ben de okul ile birlikte gidiyorum. Hava çok kötü, hep yağıyor. Verilen armağanlar ile güzel bir sunak yaptım kendime. Allah’a ısmarladık. Anneciğim sizi öyle göresim geldi ki… Antonie Avord Ordugâhı, 1922 22 yaşında Sevgili anneciğim, Baştan aşağı sevgi dolu mektubunuzu az önce bir daha okudum. Ah canım anneciğim, nasıl isterdim yanınızda olmayı! Her geçen gün sizi biraz daha sevdiğimi öğrendiğimi bir bilseniz… Yaşamımdaki en güzel şeysiniz siz. Bu akşam çocuklar gibi yurt özlemi çekiyorum! Sizin orada yürüyüp konuştuğunuzu, birlikte olabileceğimizi, sevginizden yararlanamadığımı, size destek olamadığımı düşünüyorum da… Gerçekten ağlayacak kadar hüzünlüyüm bu akşam. Hüzünlü anlarımdaki tek avuntum olduğunuz da doğru. Küçükken anımsar mısınız? Mans’ta, sırtımda okul çantam, cezalandırıldığım için hüngür hüngür ağlayarak okuldan dönerdim- ve siz yalnız öperek her şeyi unuttururdunuz bana… Şimdi de durum aynı. Sizsiniz sığınak. Sizsiniz her şeyi bilen ve her acıyı unutturan ve insan, sizin karşınızda istese de istemese de çocuk gibi hissediyor kendini. Olanca sevgimle kucaklarım sizi. Yarın oraya gidiyormuşum gibi şöyle bir elli kilometre uçacağım sizin eve doğru. Kocaman oğlunuz Antoine. Orconte, 1940 40 yaşında Tek bir mektup alamıyorum. Nereye gidiyorlar acaba? Ve biraz üzülüyorum buna. Tepemizde dolaşan şu İtalyan gözdağı, sizleri tehlikeye düşürdüğü için, canımı sıkıyor. Müthiş üzgünüm. Sevgili, canım anneciğim, korkunç gereksinmem var sevginize. Yeryüzünde en çok sevdiğim şeyler neden tehlikede olsun? Beni savaştan çok ürküten, yarının dünyası. Bütün şu yıkılan köyler, sağa sola savrulan aileler. Ölüm umurumda bile değil, ama insanlar arasındaki ruhsal birliğe dokunulmasına dayanamıyorum. Öyle çok isterdim ki, hepimizi kar beyaz bir masa başında toplanmış görmeyi. Yaşamım konusunda pek bir şey demiyorum, söylenecek bir şey yok çünkü Tehlikeli görevler, yemek, uyku. Alabildiğine az “hoşnutum” yaşamımdan. İnsan yüreği çok daha başka şeyler bekliyor. Çağımın uğraştığı şeylerden de hiç hoşnut değilim. Bile bile göğüslenen tehlike, bilincimin üstüne çöken ağırlığı kaldırmaya yetmiyor. İçime serinlik veren biricik kaynağı, bazı çocukluk anılarımda buluyorum. Noel geceleri yanan mumların kokusunda. Bugün dünyanın en ıssız köşesi, ruh. Susuzluktan ölüyor insan. Yazabilirdim, zamanım da var, ama yazmayı bilmiyorum, kitabım içimde olgunlaşmadı daha. “İnsanların susuzluğunu giderecek” kitabım. Hoşça kal, canım anneciğim, kollarımın bütün gücüyle sarılırım size. Antoine’ınız. Annesine yazdığı mektuplardan birinde çocukluğunun en tatlı anısını ve annesine olan derin övgüsünü şöyle dile getirir Bana enginliği öğreten ne Samanyolu ne uçuş ne de deniz oldu, odanızdaki ikinci yatakta öğrendim ben bunu. Bulunmaz bir talihti hasta olmak. Hepimiz sırayla hasta olmak isterdik. Soğuk algınlığının tanıma hakkı kazandırdığı uçsuz bucaksız bir okyanustu o yatak… Anneciğim, üstümüze doğru eğiliyor, meleklerin yola çıkışını izliyor, yolculuğun gürültüsüz patırtısız geçmesi, hiçbir şeyin düşlerimizi bozmaması için, yatak çarşafındaki katı gölgeyi, denizdeki çalkantıyı elciğinizle silip yok ediyordunuz. Çünkü analar yatağı, bir dokunuşta denizi çarşafa döndüren tanrı parmağı gibi düzeltirler. Antoine. BER İLHAN anne ile çocuğu arasındaki sorunları bir türlü konuşarak çözemeyip, çocuğun isyan ederek düşüncelerini yazılı ifade etmesidir. anneye olan tüm isyan, tüm kırıklık, tüm arkada kalmış beklentiler bir bir yazılır. cümleler süslü değildir. hatta çoğunlukla üç-dört kelimeyi bile geçmez. açıkça, dolaylamadan yazılır. ardında da ''özür dilerim'' ile bitirilir ve annenin görebileceği yere bırakılır. peki ya sonra? sonrasında anne bunu okur ve ertesi gün yine kalınan yerden onca yazılan şey sanki boşunaymış gibi tekrar tartışma başlar ve günlerce sürüp gider. nasıl mı biter? gidilebilicek başka bir eviniz varsa en iyi şey orayı terk etmektir. gitmenin işe yaradığı nadir durumlardan biridir. yoksa nefes almak zorlaşır, diri diri toprağa gömülmek gibi. merhaba anne, bugün yine sensiz ve sessiz bir sabaha deme bana anne sensiz pek aydın geçmiyor sabah penceremin önüne konan bir güvercin vardı,hani onu ürkütmeden beni uyandırır ve güne onun güzelliğiyle başlamamı sağlardın;biliyor musun anne artık o güvercin de yok. şimdi kahvaltı hazırlayacağım anne baba oğul karşılıklı yapacağız kahvaltımızı,hem de senin dediğin gibi aslanlar gibi yapacağız anne baba ve hep bir bardak fazla koyuyorum sofraya ne çok bir de şu hastalık dönmeni bekliyorum,gecikme çay da sen gittikten sonra pek bir durgunlaştı laf aramızda kalsın biraz aksi bir adam olsun sana be anne iyi dayanmışsın bu aksi adama. bulaşıkları ablamlar gibi zamanında yıkayamıyorum belki biraz da zoruma gidiyor erkek başıma ev işleriyle iki gün kalıyor mutfakta bir girdimi mutfağa altını üstüne getiriyorum döküp yalıyorum esprilerimi severdin bir tek sen de dün temizledim baştan suyu ile yıkadım dayanıyormuşsun bunun kokusuna?zehirlenmeme az kalmıştı çok şükür ki gömleklerimi çok iyi ütülüyorum kızlarını iyi yetiştirmişsin bu konuda yüksek lisansımı yaptırdılar bana sağolsunlar. sana bir sürprizim var için af çıktı,tekrar başladım demiştim ya sana bitmemişti üzmemek için söylemiştim bu küçük kendimi bayağı üzdüm mekke’den bana son model bir cep telefonu getirdi de şarkı bile çalıyor ama ben senin eski model renksiz ekran cep telefonunu parmaklarının izi var hala alınıyor getirdiği hediyeyi kullanmadığım veriyor sonra bana. geçen gün dostum mutfağa anne tüm hünerimi bol acılı bir menemen kişiydik altı ekmek yedik biraz abarttık ama olsun ama muhabbet çok kalacağına midemizde kalsın değil mi ama?kaç bardak çay içtiğimizi söylemeyeceğim arada senin oturduğun kanepe en değerli köşe bile oturtmuyorum çoğu evde yokken kuruluyor tabii. e o zaman da bir şey diyemiyorum sinirli bakınca sinirli bakmazdın anne. ellerin yumuşacık değildi belki ama sıcaktı anne,hele yüzümü bilir kaç acıya dokundu,kaç gözyaşını sildi bu da yıkadın buz gibi sularda dünya kadar çamaşırı?gözlerin de zeytin tanesi gibiydiışıl nadir gülerdin anne;ama o gülümseme dünyanın en mutlu insanı yapardı beni. haftanın üç günü hastanedeydin anne;alışmıştık geç bir saate saat oldu anne. çay buz gibi oldu. notbir dosta ithaf olunur. okunduğunda ağlatan mektuptur. düşünün ki yazıldığında nasıl kahreder insanı... annecim, bilmezsin çok büyüdüm ben...içime gömdüm sana koşmaları, kucağına mertim ve dikim hayata, öğrendim anne, güçlüyüm ben ...anne anne diye avaz avaz ağladığımı sen bile bilmiyorsun, gözlerimden hiçbir şey anlamıyorsun ya güçlüyüm, çok güçlüyüm ben... bu mektubu yıllar önce yazmalıydım. belki ilk yazı yazmayı öğrendiğimde, belki de senden ilk ayrılışımda. ama unuttum iste kendime göre çok meşguldüm, derslerim, sonra sınavlar, sonrası zaten malum. hala hayatta olmansa benim için en büyük fırsat. belki bundan sonra, sana bu kadar içten yazabilecek ikinci bir fırsatım olmayacak. yazacaklarım içimde kalsın istemiyorum. bugüne kadar benden çok şey istedin. en başta, huzur dolu bir sinen, şefkatli bir kucağın vardı. başını yaşla dedin, yaşladım. karnım doydu, kendimi güvende hissettim, sıcaklığınla işindim. tam oraya alışmıştım ki emekle dedin. o sımsıcak kucağından ayrılmak zor oldu. süründüm. ayağa kalk dedin, kalktım. nasıl korktuğumu sen benden daha iyi biliyorsun. karşıma geçip kucağını açarak bana yürü dediğinde ne çok sevinmiştim. o ilk ayrılıklardan sonra sana doğru adım atmak hayatımın en güzel anıydı sanıyorum. yürümek değil uçmak istemiştim. çünkü seni çok özlüyordum. benim dilimden anladığın, acıktığımı, susadığımı, uykum geldiğini bildiğin halde konuşmamı da sen istedin konuştum. seni çok sevdiğim için ilk olarak da muhtemelen anne demişimdir. zaman zaman küçük kaçamaklarım olsa da bütün isteklerini yapmaya çalıştım. okula başladıktan sonra ders çalış dedin çalıştım, ödevlerini zamanında yap dedin yaptım, öğretmenlerini sev, onları dinle dedin dinledim. biliyor musun, küçükken anaokulundan eve dönmeyi iple çektiğimi bazen gitmemek için koltuğun kenarına saklandığımı hatırlıyorum. senden ayrı kalmamak için ama sırf sen istediğin için gittim. büyüdüm senden uzakta. hiç ayrılamazken yanından hiç istemezken yokluğunu en uzağına düştüm yıllarca. sonra yine buldum seni ama zaman geçtikçe seninle geçirdiğimiz zaman azalıyor, kendi başıma kalıyordum. bu defa, güçlü olmamı, zorluklar karşısında peş etmememi, başkalarının beni üzmesine izin vermememi, paramı, zamanımı ve fırsatlarımı iyi değerlendirmemi istedin hiç dile getirmedin ama hissediyordum hep güçlü olmamı istedin. yapabildim mi bilmiyorum. ama çabalıyorum. bu isteklerinin yerine getirilip getirilmediğini sen benden daha iyi biliyorsun. annem; bana anlatılanlardan da bildiğim üzere ekmeğin en sıcak yerini, yemeğin en lezzetlisini, meyvenin en güzelini yemeyi, elbiselerin en yenisini giymeyi sen hiç sevmedin. karnım tok, sırtım pek, elbiselerim hep yeni ve temiz olsun istedin. en iyiyi en güzeli bana verdin. öyle oldu. bugün hayatımın bilmem kaçıncı anneler günü. yine senden uzaktayım. bu mektubu yazarken geriye dönüp baktım ve benden bugüne kadar ne çok şey istediğini gördüm. biliyorum hala iyi ve mutlu bir insan olmamı istemeye devam ediyorsun. senden uzakta geçirdiğim bu anneler gününde ben de senden bir şey istiyorum. yapamadığım isteklerin ve yanında olamadığım anneler günü için beni affet. ben seni çok seviyorum. şu anda yanımdasın tam 10 ay aradan sonra, hasret sarmış yüreğimin yanında.. sana böle uzun uzun bir şeyler söyleyemedim söyleyemem çünkü hemen geçer ağlarsın ve oysa ben o göz yaşlarının bir damlasına dünyaları yakarım elimde olsa.. sana kıyamam bilirsin anam.. 4 gün sonra yine ayrılıp kim bilir bir daha ne zaman görüşeceğiz.. ama garanti sayılır ki 9 buçuk ay sonra inşallah tamamen yan yana olacağız.. bir kere beni bıraktığın için seni terk ettim, sana kızdım, bağırdım, çağırdım, o sinirle neler dedim neler.. en güvendiğim insan beni yüz üstü bırakıp gitmişti çünkü.. sende çok iyi bilirsin ki insanı en çok yıkan güvendiğinden gelen taştır.. büyüklüğü veya küçüklüğü önemli değil kimden geldiğidir.. başımı göğsüne yaslayıp saatlerce kalmak isterim.. yaşım her ne kadar büyük olsa da şefkatini isterim.. eskisi gibi saçlarımı okşamanı ve benimle oyun oynamamı biz erkekler hiç büyüyemeyiz ana en azından analar için.. hayat her ne kadar bizi aciliyetli bir şekilde büyütmüş olsa da sana her zaman ihtiyaç duydum.. ensemde sıcak nefesine, başımda eline önümde çizdiğin yola.. çünkü bilirim ki sen asla ama asla benim kötülüğümü istemedin istemezsin.. o yüzden yolumda yoldaş çizgimde kalem olmanı istedim.. hakkın üstümde büyük bir müsibettir başımızdan eksik olmadı yirmi yıl atlattık bu müsibetle hala kurtulamadık.. ama o günleride göreceğiz inşallah bana yeni doğmuş bebeğin gibi davranışlarını istiyorum geri ana.. her ne kadar senin tabirinle eşşek kadar adam olsak da ben senin için çocuk kalmak istiyorum.. sevgini hissetmek ve tatmak istiyorum.. çok çabuk büyüdüm ana tadına varamadım ne şefkatin nede çocukluğun doymak istiyorum.. biliyorum çok şey istiyorum ama hakkım be ana.. ne yapayım seni çok seviyorum ve sevmeni istiyorum.. anne... ben, şu hayatta çok sağlam işler çıkaranlardan olamadım... büyük işler başaran, ardında parlak bir gelecek bırakan biri de olamadım! büyük adam da olamadım mesela... yalnızlıklarım çok oldu benim anne, yanlışlıklarım olduğu gibi... çok zaman, işsizliğin pençesinden beni ilk çekip çıkaran şefkatli kolların oldu anne. yara bere içinde kalmış umutlarımı, bakımsızlıktan yıkılmaya yüz tutmuş hayallerimi derleyip toplayan, sarıp sarmalayan sen oldun; ben ise deneyimsiz bir acemi şöför gibi aynı aracı farklı yollarda sürmeye çaba gösterdim, kolu kanadı kırık gayretimle... dedim ya, ben büyük adam olamadım ve övünebileceğim, gururla sunabileceğim bir karşılığım olmadı hayatta.. tek söyleyebildiğim gururla; senin evladın olmamdı yalnızca, o bile senin eserindi ama!... anneciğim aslında bu kelimeyi hiç yüzüne söylemiyorum sadece kuru bir anne kelimesiyle hitap ediyorum sana yıllardır.. 27 yıldr babamla evlisin haklısın 17 yaşında tanımadığın evlenip bosanmıs adama vermişler seni zorla 3 gün içinde hemen düğün yapmıslar..sende isterdin istediğin sevdiğin adamla evlenmeyi birine aşık olup onu saatlerce düşünmeyi kimi zaman o kişi için üzülüp ağlamayı keşke tadabilseydin anne aşkı genclik heyecanlarını ..biliyorum babam yıllardır sana seni seviyorum demedi elinde kumanda televizyonu açar soru sorarsın cevap vermez kendi halinde eline oyanın alır farklı oda da televizyon ilersin babamda başka odada.. haklısın be annem bu kadar sinirli olmakta ..17 yaşındayken eline 5 yaşında çocuğu vermişler annelik nedir bilmiyorken dayımda o zamanlr 5 yasındaymıs ya bir anda ablalıktan anneliğe terfi ettin daha çocuğunu kucağına almadan ..haklısın anneciğim seni anlamıyorum sanıyorsun ama çok iyi anlıyorum ne yapayım hani insan en çok sevdiklerini üzermiş ya seni anlasamda kızdığım zaman belden asağı vurmaya çalısıyorum seni..bu yazdıklarımı görmiyeceksin hiçbir zaman ama ilerde belki bende anne olacağım işte o zaman seni bu anladığımdan daha iyi anlayacağım.. çok seviyorum be seni deli kadınım benim annem diye arkandan gelip sarılıp öpmek boynundan kokunu içime çekmek o kadar huzur veriyor ki bana ..hani bayıldm ya annem kucağına düştüm o gün gözlerinde ki korkuyu hayal mayal hatırlıyorum ellerin titriyordu boğazın düğümlendi elin ayağın titredi bana çok garip baktın annem işte o günden sonra sana nasıl kıyabilirim ki ben ..artık ilk basta senin için sonra kendim için birseyler yapacağım .. hani kavgalarımızda keske annem olmasaydın keske dogurmsaydın beni diyorum ya harbiden ne malım ben senin gibi bir anneye bu denir mi millet çocuğunu dogurup çöpe atıyor..sen benim için o kadar uğrasmısken ki onu geçtim uğrasmasaydın sadece dogursaydın beni gene sana minnettar olmam lazımdı ne bileyim iğrencte olsa bu dünyayı gördüm ya senin sayende.. korkma annem bundan sonra hiçbirsey incitemez beni herşeyi sileceğim yeni bastan bir sayfa birazcık acılarda olgunlastırdı beni..beni hiç bırakma anne belki klişe bir söz ama senden önce ben öleyim beni erken terketme.. belkide bu yıl hayatımın en berbat yılıydı anne..sensizliğe senden uzak olmaya alışkın değilim belkide ana kuzusu derlerdi ya hep ilkokulda bana galiba hala daha öyleyim.. senle her kavga ettiğimizde anne beni aldırma ihtimalin varsa geç degilse aldır diyerek seni üzmem ..ve her seferinde gebersende kurtulsam ne kadar lanet bir çocugum sen benim için onca çabaya girdin arkadaslarımdan eksik esyalarım olmasın diye benim için bebek bakıcılığı yaptın sırf salak kızın parasız harclıksız kalmasın diye.. ama bugun sensizliğin ne kadar agır oldugunu daha iyi anladım sensiz boş bir ev bana kızan ikaz eden yok .belkide senin degerini sana kötü birsey olunca anlamam gerekiyormus..bugun sensizliğimin sana geber de kurtulayım senden derdim ya ne kadar asagılık biriymişim degerini kaybetmeye yakınken hissediyorum keske varlıgını yanımda sen varken elimde değil anne o masum yüzünce bir çok sessiz çıglık var 23 yılın acısı sana 23 yıldır seni seviyorum diyip elini tutmayan bir adamla ayrı ayrı odalarda iki yabancı gibi üstüne tuz biber benim tavırlarım hastalıklarım .. ilerde anne olursam iyi bir anne olamam sen gibi olamam fedakar olamam 23yıl bana aşkım demeyen adamla birine aşık olup onun çocugunu doguramam anne ne bileyim sevemem çocugum olursa onu kucagıma alınca birsey hissedemem..ama sen bana her zaman o sıcaklıgı verdin..aslında o çizgili yüzlerinde ne acılar ne anılar var bende o çizgilere katkıda bulunuyorum seni üzerek .. inşallah ilerde bana benzeyen bir çocugum olmaz annesini üzen hasta yapan her seferinde doyumsuz vefasız bir çocugum olmaz.. ama anladım bugun seni kaybetmeye yakınken anladım herseyi hersey çok geç olmadan kendimi düzelteceğim ..o saçma sapan uykularımdan uyanacagım uyandımda ..artık acıya dayanıklıyım yapmasanda hergün bana birseyler ögretiyorsun ögüt vermesende birseyler ögreniyorum senden. uyandım sonsuz saçma rüyalarımdan gercek dünyadayım dediğin gibi kurallı oynayacagım oyunumu kimseyi üzmeden çaresiz kalmadan kimseye muhtac olmadan yapayalnız ölmeyeceğim anne .. anneciğimmm..kardeşimden sonra en değerli varlığımsın biliyosun bunu. sen hem annem hem ablam hem sırdaşımsın en yakınımsın. hâla çok güzelsin, şarap misali yıllandıkça gençleşiyosun. umarım bu konuda sana çekerim. seni kaybetmekten çok korkuyorum ve çoğu zaman geçiyo bu aklımdan. ona bi şey olursa ben naparım diyorum, savunmasız hissediyorum o zamanlar kendimi. kendine hep iyi bak o yüzden. her şeyimi gelip ilk sana anlatıyorum sabırla dinliyosun beni. bazen çok fazla konuşuyorum biliyorum kafan şişiyo, ama içine atma her şeyi dışa vur diyen sensin. ben söylemesem de nasıl yapıyosun bilmiyorum ama her şeyden haberdar oluyosun. eminim bunları da okuyacaksın ve okurken yüzünde büyük bi gülümseme oluşacak gamzelerin belirecek. seni çok çok çok seviyorum iyi ki varsın annem... gelirken beyaz çikolata alırsan sevinirim ^^ annecim sözde 1 haftalık tatil diye gittin 15 gündür gezip valla gözüm yok. ama inan tek başıma bu evin işleri gözümde nasıl büyüyor ben sana hiç çekmemişim bir işe başlıyor onu yarım bırakıp başka işe dalıyorum hepsi yarım yamalak kalıyor. en kötüsüde ne biliyor musun ? ütü belamı vermesin hiç beceremiyormuşum bunu bugün şimdilik iki gömleğimde ve bir pantalonumda ütü izi oluştu. hadi bi an önce gelde alış verişe çıkalım bu gidişle ne giyecek kıyafetim kalacak nede evde yemek yicek tabak çanak .babamdan hiç bahsetmiyorum bile şimdiden beş kilo elime kaldığı için bunalımda sefilleri oynuyor. annne yetiş kurbanın olayım kurtar beni bu hayattan. "6 yıl oldu ve ben seni çok özledim" çok şükür ki hiç yazmak zorunda kalmadığım mektuplardır. insanların üç kuruşluk şeyler için birbirlerine türlü oyunlar oynayıp şerefsizlik yaptığı,insanlığın maddiyatla ölçüldüğü bu adaletsiz dünyada o kadar az insan var ki annem,senin sevginin yerini karşılıksız vefanı hiçbirşey tutamaz annem,ve ben bazen düşnüyorum kaybedersem seni benden önce ne yaparım diye,aslında farkediyorum ki kendimi kaybetmeye başlamışım çoktan.. annecim, affet beni...eskisi gibi değilim artık...kederden boğulurken şen-şakrak sesimle havadan-sudan konuşamıyorum seninle...uzun uzun suçluyorum..biraz anlıyorsun. anlamak istemiyorsun aslında..rengarenk yalanlar duymak istiyorsun inanmaya hazır öylece bekliyorsun...biliyorum ama yapamıyorum kederimin benden sana geçmesine kahroluyorum .. anlatmamı bekleme benden ne olur...kendimden saklamaya çalıştığım hakikatleri bilmesen daha iyi.. sadece bil ki ben elimden geleni yaptım, bu dünya için...şimdi film izler gibi uzaktan seyrettiğim bu hayat değildi hayalim...olmadı beceremedim...sana verdiğim tüm acılara karşın tek tesellim benim sana yaşatamadığım tüm güzellikleri ve mutlulukları hakkın vereceğine olan inancım.. ahirette değişir belki yazgım, yazgın... İngiltere'de bir çocuğun on yıllar önce Noel Baba'ya hayalini kurduğu hediyeleri yazdığı eski bir mektup, bir evin baca temizliği sırasında ortaya çıktı. Mektubu keşfeden baca temizleyicileri, sahibini bulmak için iz sürmeye başladı. 'Acil' notu taşıyan mektupta çocuk, hediye isteklerini şöyle sıralıyor Kovboy kostümü ve silahlar ve şapka ve daha bir sürü şey. Robert Crampton imzasını taşıyan mektup, şöyle sonlanıyor "Bu kadarı benim için yeterli, Noel Baba. Yarın akşam görüşürüz" Pazartesi günü Nottinghamshire'daki Worksop kasabasında bir evin bacasını temizleyen çalışanlar, biriken kuruma sıkışmış bir mektupla karşılaştı. Mektup, kasabalıları da heyecanlandırdı. Mavi bir kalemle, titizlikle yazılan bu isli mektuba herhangi bir tarih atılmamış. Ancak evin şimdiki sahipleri, ailelerinin on yıllardır bu evde yaşadığını ve mektubun sahibi olan Crampton'ın kim olduğunu bilmediklerini söylüyor. Mektubun yazarı aranıyor Baca temizliği şirketi Sweeps Chimney Services, mektubun sahibini bulmanın "harika" olacağını söylüyor. Şirket, bir de açıklama yaparak mektubu yazan Robert Crampton ya da ailesini bulabilmek için yardım çağrısında bulundu. Şirketin yöneticisi Cheryl Thorne, "Bacanın içindeki kurumlar aşağı döküldü ve içinden mükemmel bir şekilde katlanmış bu not çıktı. Çalışanlarımız okuduklarında şaşkınlığa uğradı" dedi. Noel döneminde Noel Baba'ya mektuplar yazıp şömine bacasına sıkıştırmak, ülkede Victoria dönemine kadar dayanan bir gelenek. Bu dönemde Noel Baba'ya dileklerini ulaştırmak isteyenler mektupları şöminede yakıp, mesajın sihirli bir şekilde ona ulaşmasını diliyordu. Baca temizleyicileri zaman zaman ilginç sürprizlerle karşılaşabiliyor. Bacada biriken kurum içinden çıkan sigara paketi de olabiliyor, rengarenk bir taş koleksiyonu da. Temizleme şirketinden Cheryl Thorne'a göre, bu mektup "Şu ana kadar gördükleri arasında en iyisi". "Bir gün Noel Baba'ya yazılmış bir mektup bulmayı umduğumu etrafımdakilere hep söylüyordum" diyen Thorne'un asıl merak ettiği, hikayenin sonunda ne olduğu "Şimdi hepimizin bilmek istediği şu İstediği hediyeleri alabildi mi?" Mektubun bulunduğu evin sahipleri ise, eğer yazar tüm çağrılara karşın bulunamazsa, mektubu çerçeveletip asacaklarını söylüyor. Şüphesiz, bir seri katil tarafından yazılan en hasta mektup, yamyam çocuk katili Albert Fish’in 1928 yılındaki on iki yaşındaki kurbanı Grace Budd’ın annesine 8 yıl sonra 1934 te yazdığı mektuptur. Büyük şanstır ki Bayan Budd okuma yazma bilmiyordu ve böylelikle bu rezil mektubu okuma dehşetinden kurtulabilmişti. Bu mektubun aslı bu gün sanatçı Joe Coleman’ın Sevgili Bayan Budd,1894’te bir arkadaşım Steamer Tacoma gemisinde denizci olarak denize açılmıştı. San Francisko’dan Hong Kong’a gitmek üzere yola çıkmışlardı. Limana varınca iki arkadaşı ile karaya çıkmışlar ve çok içip sarhoş olmuşlar. Döndükleri zaman geminin limandan ayrıldığını görmüşler. Bu sırada orada kıtlık hüküm sürmekteymiş. Etin kilosu 2-6 dolar arasındaymış. Çok fakir olanlar arasında açlık sıkıntısı o kadar büyükmüş ki diğerlerinin açlıktan ölmesini önlemek amacıyla 12 yaşından küçük tüm çocuklar, et olarak pazarlanmaları için kasaplara satılıyorlarmış. Herhangi bir kasaba gidip pirzola, biftek, kuşbaşı isteyebilirmişsiniz. Çıplak bir çocuk vücudunun bir kısmı önünüze getirilir ve istediğiniz parçaları kestirebilirmişsiniz. Bir kızın veya oğlanın kalça kısmı, en lezzetli bölümmüş ve dana kotlet olarak satılan en pahalı etmiş. John orada çok uzun kalmış ve insan etine karşı bir düşkünlüğü oluşmuş. New York’a dönünce biri 7 diğeri 11 yaşında iki oğlan çocuğu çalmış. Onları evine götürüp soymuş ve bir dolaba kapamış. Sonra tüm giysilerini yakmış. Her gün etlerinin iyi ve yumuşak olması için onlara işkence yapıp dövmüş. Önce 11 yaşındaki oğlanı öldürmüş, çünkü onun poposu daha tombul ve tabi ki daha etliymiş. Kafası, kemikleri ve bağırsaklarından başka vücudunun her bir parçasını pişirip yemiş. Fırında pişirmiş tüm popsunu, haşlamış, kızartmış ve kuşbaşı yapmış. Küçük oğlana da aynı şeyleri yapmış. Ben o zamanlar 409 Doğu 100. Sokak’ta oturuyordum. Bana insan etinin çok lezzetli olduğunu o kadar sık söylemişti ki ben de tatmayı aklıma koydum. 3 Haziran 1928 Pazar günü sizin 406 Batı 15. Sokak’taki evinize geldim, peynir ve çilek getirdim. Öğlen yemeğini birlikte yedik. Grace, kucağıma oturdu ve beni öptü. Onu yemeyi aklıma koydum. Onu bir partiye götüreceğimi söyledim. Siz de evet gidebilir dediniz. Onu Westchester’da daha önce gözüme kestirdiğim boş bir eve götürdüm. Oraya vardığımızda ona dışarıda beklemesini söyledim. Kır çiçekleri toplamaya başladı. Yukarı çıktım ve tüm giysilerimi çıkardım. Çıkarmasaydım üzerlerine kanın bulaşacağını biliyordum. Her şey hazır olunca, pencereden onu çağırdım. O odaya girinceye kadar bir dolapta saklandım. Beni çıplak görünce ağlamaya başladı ve merdivenlerden inmeye çalıştı. Onu yakaladım ve o da bana annesine şikayet edeceğini söyledi. Önce onu tamamen soydum. Nasıl da tekmeledi, ısırdı ve tırnakladı. Boğazını sıkarak onu öldürdüm ve sonra da etlerini odama götürebilmek için ufak parçalara böldüm. Pişirdim ve yedim. Fırında pişen küçük poposu öylesine yumuşak ve tatlıydı ki. Tüm vücudunu yemem dokuz gün sürdü. Ona tecavüz etmedim, ama istesem bunu yapabilirdim. Bir bakire olarak öldü. herhangi bir zamanda annemin veya eş dostun masum email iletilerinden biri şeklinde önüme gelse muhtemelen benim de gözlerimin dolmasına sebep olacak mektup. ancak son birkaç günde devlet büyüklerimizin malum konuda birbirini takip eden akıllar zarar açıklamalarından sonra bu açıklamaların negatif etkisini azaltmak için ortaya attığınız bu uydurma mektuplarla ancak ortalama bir akp seçmenini kandırırsınız siz diyorum. son derece acımasız, empati yoksunu bir mektup. kürtaj zevk olsun diye yaptırılmıyor, bebek istemeyen, o bebeğe bakamayacak durumda bulunan bir çok kadın, zorunda olduğu için o operasyonu geçiriyor. kürtaj sonrası kadının zaten psikolojisi bozuluyor ama o mecbur kalmış kadını bir de böyle duygu sömürüleriyle üzmek vicdansızlıktır. ucuz edebiyattır. cefakar anamo azgın pezevenge söyle de durulsun artık, gözümü çıkaracak götveren ya. kürtaj yaptırmak zorunda kalmış onlarca anne ya da anne adayının canını acıtmak için yazılmış bir mektuptan ibarettir. siz hala kadınların keyfekeder kürtaj yaptıklarını düşünüyorsunuz değil mi? kafalar şahane... bkz 28788339 yok yere abartılmış, feleğin çemberinden geçmiş birinin ağzıyla yazılmış mektuptur. ulan daha kedi yavrusu kadar bebe nasıl kursun bu cümleleri, nasıl bu kadar olayın farkında olsun. annenin karnı kadar dar bir yerde olduğunu farkedip yaşabileceğini mi zannediyorsun; suyun içinde? algı falan yok aslanım, saçmalamayın. burayı okuyup da kürtaj düşünen bir anne adayı için, bir kısa mektup da benden."eğer kürtaj aklına bir kere girdiyse, onu artık yaptır. zaten doğsam da, hayatımın ilk beş yılını asla hatırlamayacağım. beni aldırmak istiyorsan, büyük ihtimalle sağlam bir sebebi vardır. dolayısıyla, ne bana hayatı zehir et, ne de kendine. çünkü şimdi sen tek başına bir kez ölmezsen, beni doğurduğunda, ömür boyu hep birlikte defalarca öleceğiz. asla canım yanmayacak, asla bir şey anlamayacağım. doğup da, o korktuğun hayatı bana yaşattığını düşünsene. ve canım annem, sen iyiliklere doymazsın ama, bir şey daha istiyorum senden. babama da söyle lütfen; şartlarınız çok iyi olmadan, bana çok güzel bir ortam hazırlamadan, sadece keyfiniz ve çocuk isteğiniz için beni dünyaya çağırmayın tekrar. emeğiniz büyük, bir şey söyleyemem size ama çok zorlanırım. çok üzülürüm. hadi şimdi yaptıralım kürtajı da, ben de rahatlayayım. burası çok dar lan. yine görüşeceğiz, emin ol. öpücük canım. bb" kamçılı planaryanın koli basiline yazdığı umutsuz aşk mektubundan sonra çok hücreliler camiasının en ilkel eserlerinden biridir. merkezi sinir sistemi olmayan bir canlının ağzından şiir yazmak sanatına "intak" denir.. sanırım yani.. ekşi sözlük kullanıcılarıyla mesajlaşmak ve yazdıkları entry'leri takip etmek için giriş yapmalısın.

bir çocuğun annesine yazdığı mektup