🥋 Konya Yöresine Ait Türküler Ve Hikayeleri
Konyayöresine ait türküler Türkiye’de Hikayeleriyle Öne Çıkan Yöresel Türküler. تست های درس زیست - کنکور.Konya yöresine ait; kaynak kişisi Ahmet Özdemir, derleyeni ve notaya alanı Yücel Paşmakçı olan, Elmaların yongası türküsünün ayrıntılı bilgileri, sözleri, .
Avanostaki Özkonak yeraltı şehri ve Ürgüp’de Maziköy yeraltı şehrinin yanısıra, Kaymaklı, Özlüce, Tatlarin, Kavlaktepe yeraltı şehirleri Kapadokya yöresine dağılmış durumda. AVANOS’TA KIZILIRMAK’IN VE ERCİYES’İN DANSI Kapadokya’nın can damarı Kızılırmak’a doğru gidiyoruz.
Anadoluya getirdikleri ve geliştirdikleri bozkır kültürünün etkisiyle ortaya çıkan sosyal düzende fazla bir değişikliğe uğratmadan yaşatmışlardır. Konargöçer Yörükler, baharı ve yazları serin, otların bol olduğu yaylaklarda, güzleri güzlükte, kışları daha sıcak olan kışlakta geçirirler.
Konyatürküsünde ağız, tavır ve gırtlak nağmeleri bulunur. Bunlar Konya türkülerinin özelliğidir. Konya’nın her bölgesinin akortları bile farklıdır. Sille türküleri hızlı okur, Bozkır kaşıkla oynar. Konya mızrabını da herkes atamaz. Bu Konya’ya özgü bir vuruştur. Konya Türkülerinden Bazıları :
Bir yanıyla, yaşadıkları karşısında güçsüz bırakılan kadının yakarışı, isyanı, çığlığıdır türküler. Aşk ve sevda türküleri ön plana çıksa da türkülerde hayata dair her ayrıntı vardır. Ninnilerle başlar bu yolculuk. Kadının çocuğuna, kendisine, eşine dair isteklerinin, özlemlerinin yer aldığı
Nasreddin Hoca tüm hayatını insanlara doğru yolu göstermeye insanların zaaflarnı nükteli bir dille vurgulayarak onları kötülüklerden sakındırmaya harcamıştır. Onun hikayeleri hikmet ve ibret dolu olup zamanla atasözü haline gelmiştir.Her biri keskin bir zeka doğru işleyen bir aklının ürünüdür. 1208 - 2008 Hoca’nın
KonyaTürküsü •Konya ve yakın çevresindeki bazı yörelerde icra edilen bu çevreye özgü çalınış ve söyleniş özelliklerine sahip türkülerdir. •Konya türkülerinde hançereyi* seri bir biçimde hareket ettirmek suretiyle trilli ve vibratolu bir icra esastır. •*hançere: ağız boşluğunda sesin oluştuğu yer.
Benim hedefim; her zaman derim ki , bulunduğum yerdir üstünde olduğum sahnedir. Yaptığım işe verdiğim değerdir göreve sahip çıkmamdır. Eğer bir görev size verilmişse, ona sahip çıkmayıp, hedefim var dediğiniz zaman yanlış hedeftesiniz. Hedef o andır. Hedefim bir programım varsa o programıma sahip çıkmamdır bu beni
Erzurum yöresine ait sıra barlarından dördüncü barın adı da “Turna Barı”dır. Turna Barı nda biri kadın, diğeri erkek olmak üzere iki oyuncu, bir çift turnayı temsil ederler. Oyunda ara sıra ötüşme taklitleri yapılır. İki oyuncunun birbirleri etrafında dönmeleriyle oyuna başlanır.
0views, 0 likes, 0 loves, 0 comments, 0 shares, Facebook Watch Videos from Krizpi: Konya Yöresine Ait bu türküde 2 genç kızın 1 erkeğimsi yaratığa olan aşkı anlatılıyor.İzleyelim ve ibret alalım.
TELGRAFIN TELLERİ. İstanbul yöresine ait, kavuşabilmiş ve hatta evlenebilmiş iki gencin, aşklarına doyamadan ekonomik nedenlerle erkeğin çalışmak için İstanbul’a gitmek zorunda
02 Temmuz 2008 22:34. illakiadalet. Konya yöresine ait bir gelenek şivlilik. Şivlilik" kelimesini duyan çok az insan vardır. Çünkü Şivlilik sadece Konya'da kutlanan, yaşatılan bir etkinliktir. Üç ayların başlangıcı olan Recep ayının ilk Perşembe'sini Cuma gününe bağlayan gecesinde Regaib Kandili olarak kutlanır.
mwt01W. Bu sayfada Konya yöresine ait Elmaların Yongası 1 türküsünün sözleri bulunmaktadır. Türkü Sözü Elmaların yongasıAslanım aman aman aman eyHaydi sağ cebinde aynasıAman aman amanAman sağ cebinde aynasıVay vayİki duvar arasıAslanım aman aman aman eyHaydi hovardalar yaylasıAman aman amanAman hovardalar yaylasıVay vayHop tara leyli leyli ellerineSarılaydım o incecik bellerineVay vayElmaların incesiAslanım aman aman aman eyHaydi dibindedir goncasıAman aman amanAman dibidedir goncasıVay vayDiz dize otururkenAslanım aman aman aman eyHaydi çıka geldi amcasıAman aman aman amanAman çıka geldi amcasıVay vayHop tara leyli leyli ellerineSarılaydım o incecik bellerineVay vay Sayfa Bilgisi Kaynak KişiAhmet Özdemir Sayfa Gösterimi2415 Oylama 1 kişi oyladı Oy Ver 1 2 3 4 5 Yorum Yaz Konya Türküleri Aba Da Bir Diba Da Bir Giyene, 10967 ziyaret Acap Sözden Sazdan Fayda Olur Mu, 3307 ziyaret Acemoğlu, 11415 ziyaret Acep Kime Arz Eylesem Halimi, 2751 ziyaret Afganlının Bebekleri Ağlıyor, 3704 ziyaret Ağla Annem Ağla, 8653 ziyaret Ağlama Sen Gülüm Benim, 4913 ziyaret Aklımı Aldı Bir Şirin Şivekar, 3415 ziyaret Aksinne'ye Vardım, 3574 ziyaret Ali Efeyi Vurdular, 5181 ziyaret Alime Hovarda Türküsü 1, 4166 ziyaret Alime Hovarda Türküsü 3, 3795 ziyaret Aman Da Kırat Gülüm De Kırat, 2085 ziyaret Aman Konya Toz Dumanlı, 7796 ziyaret Ana Bacı Aşk Deyince, 3111 ziyaret Anne Beni Kaldır Gezdir, 3654 ziyaret Annem Beni Kaldırmışsın 1, 3063 ziyaret Annem Beni Kaldırmışsın 2, 3186 ziyaret Aptal Derler Efendim, 3130 ziyaret Arslan Mustafam, 8512 ziyaret Daha Fazla Konya Yöresine Ait Türküler, 316 türkü sözü Daha Fazla Türkü Sözü Türküye Göre A, B, C-Ç, D, E, F, G, H, I-İ, J, K, L, M, N, O-Ö, P, R, S, T, U-Ü, V, Y, Z Yöreye Göre A, B, C-Ç, D, E, F, G, H, I-İ, J, K, L, M, N, O-Ö, P, R, S, T, U-Ü, V, Y, Z
Konya Yöresel Gelenek ve Görenekleri-Adetleri İL İSMİ NEREDEN GELİYOR? İsa'dan önce 47-50 ve 53 yıllarında hıristiyan azizlerinden St. Paul burayı ziyaret etti ve şehir önemli bir dinsel merkez olarak gelişti. Bu nedenle hıristiyanlar ona, "İsa'nın tasviri" anlamına gelen "ikonyum" adını verdiler. Abbasiler burayı alınca "Kuniye"ye çevirdiler ve daha sonra Türkler bu ismi Konya olarak değiştirdi. NELERİ İLE ÜNLÜ Mevlana Türbesi, Alaeddin Tepesi ve Camii, Karatay Medresesi, Çatalhöyük Antik Kenti, Akşehir Nasrettin Hoca Şenlikleri, Balatini Mağarası, Ilgın Kaplıcaları EVLENME Hayatın üç önemli geçiş safhasından biri olan evlenme, pek çok gelenek ve göreneklerle donatılmıştır. Üzerinde en fazla durulacak olan konu düğünlerdir. Çok geniş bir konu olan düğünleri, bölümlere ayırarak incelemek gerekir. KIZ İSTEME Oğlunun evlenmesine karar veren baba ve ana dünürcü göndermede gayet gizli hareket eder. Bu da ilk önce kadınlar tarafından yapılır. Önce oğlanan anası ve kız kardeşi, kızkardeşi yoksa akrabalarından en yakını, bir iş bahane ederek kız evine gider. Kızın güzelliğine terbiyesine, vücudunun sağlamlığına alıcı bir gözle bakarlar. Kızı uygun bulmazlarsa,hiç bir şey demeden izin alıp giderler. Kız beğenilirse, bu işlerde hünerli olan bir kadını öncü olarak, kızın önce anasının ağzını arar. Bu arada oğlanın durumu hakkında bilgi verir. Uygun görülürse kızlarına dünürcü geleceklerini anlatır. Kadın dünürcü, kız tarafının verimkar olduklarını öğrenince kız tarafına gönderilir. Bu dünürcülere, kızın anası kesin cevap vermeyeniyetli olsa bile bir kere babasına ben söyliyeyim der. Kadın dünürcülere fazla hürmet yapılırsa, kızın verileceğine bir işaret sayılır. Hatta şöyle bir durumla da sonuç anlaşılır. Ayakkabıları çevrilmişse bu işin olacağına, çevrilmeyip dışarı konulmuşsa olmayacağı anlaşılır. Bu şekilde bir başlangıçtan sonra, erkek dünürcü kız evine gider. "Allah'ın emri, Peygamber'in kavli ile kızınımızı oğlumuza zevceliğe istemeye geldik" diyerek dünürlük edilir. Buna karşılık kızın babası hiç bir şeyden haberi yokmuş gibi, bir süre düşünür, eğer vermeye gönlü varsa; "Sizin ve mahdumumuz için bir şey diyemem, Allah yazdıysa bir şey diyemem. Bana bir kaç gün müsade edin, ben bir düşüneyim" der. Vermeye niyeti yoksa, "Kızım küçüktür, evlenme vakti değildir" yada "kızımız sözlü, sözlü olmazsa sizden iyisine mi verecektik" deyip savuşturur. Gönüllerin inancına varılırsa, bu konuşdan sonra iki veya üç gün ara verilir. İkinci kez gidişte, kızın babası "Biz razıyız, fakat hısım- akrabaya bir danışalım" diye cevap verir. "Kız evi naz evi" derler . Üçüncü gidişde "Ne yapalım, Allah nasip etmişse bizim elimizde ne var, alın yazısına bir şey diyemeyiz" denir. Oğlan tarafı da "Allah razı olsun sizden, hayırlısı Allah'tan, Biz verdik diledik, kapınıza geldik, sizde bizi sevip diledinizse nişanımızı bellimizi koyacağız" denir. NİŞAN Kararlaştırılan günde nişan koyma merasimi yapılır. Yüzük takılarak ve şerbet içilerek yapılan nişan koyma merasimi daha ziyade kadınlar arasında yapılan bir toplantıdır. Kızın evi müsait ise evde, yoksa bir akbara evinde yapılır. İki tarafında akrabaları toplanır. Bu toplantılar da ailer fazla mutasıpsa, hocaların ilahi ve dua okuduğu görülür. Değilse çalgıcılar getilir, oyunlar oynanır. Gelin, eltisi veya görümcesi tarafından yoksa oğlanın genç bir yakını tarafından salona getirilir. Yüzüğü oğlanın annesi takar. Gelin, orada bulunanların ellerini öper, akrabalar takı takarlar. Oğlan tarafının kız tarafına getirdiği hediyeler gösterilir. Yapılan ikram yine oğlan tarafına aittir. Nişan genellikle Perşembe günleri olur. Nişanın bazen yemekli olduğu da görülür. Nişandan sonra kararlaştırılan günde elbise görme işi başlar. Elbise görme işi düğüne yakın birzamanda olur. Beraberlerinde gelin kız da olduğu halde köyde oturuyorlarsa şehre gelinir, şehirde ise çarşıya çıkılır. Daha önce "mehir kesiminde" kararlaştırılan ve alınması gereken eşyanın alınmasına başlanır. Kız tarafı da güveyin giyeceği eşyayı alır. Elbiseyi dikecek terzi oğlan evine bildirilir. Nişandan sonra, kız evine yollanacak dürüye sıra gelir. Dürü bohça içinde kız evine gönderilir. Her iki tarafın hısım akraba ve konu komşusuna gönderilir. DÜĞÜN Düğün genellikle Konya'da haftanın Pazar ve Perşembe günleri bir kaç önce yemek hazırlıkları yapılır, gelinin oğlan evine getirileceği günün sabahı, oğlan evinde pilav verilir. Oğlan tarafının eşi dostu yada umanları çoksa okuntu davetiye dağıtılır. Köylerde de,komşu köylere okuntu gönderilir. Pilav dökme işi devam ederken, gelin hamama ve berbere gider, Geline yakın arkadaşları da eşlik eder. Güveyi de pilav gününden bir gün önce geceleyin "zamah" düzenler. Zamah'a içki içilir, her türlü çalgı çalınır. Güvey fakirse zamah fakir geçer. Çünkü zamah ayrı bir masraf açar. Zamah gecesi kız evinde de eğlence düzenlenir, buna "kına gecesi" denir. Kına gecesine oğlan evinde bir grup kadın da o eğlenceye katılır. Kına gecesinde gelin kıza bir türküyle kınası günü oğlan evinde pilav yenir, buna düğün yemeği de denir. Yemeğin bitiminden sonra, gelin alma zamanı gelir. Oğlan tarafı, araba, otobüs, taksi ile kız evine gider. Köylerde at arabası, traktör veya eğerli at ile kızın evine gidilir. Kayınpeder yanında iki kişi olduğu halde, gelinin bulunduğu odaya varır. Gelin odası arkasından kapanır. Kız tarafı kayınbabadan çeşitli bahşişler almadan gelini vermezler. Gelinin kolundan önce kaynana tutar, birkoluna da diğer akrabası girer. Gelin dış kapıya çıkarılır, bineceği vasıtaya yerleştirilir. Topluca "Allahaısmarladık" denildikten sonra gelin alayı yola düzülür. Köylerde bahşiş alabilmek için yollar engellenir. Gelin, oğlan evine gelinceye kadar bir hayli müşkille karşılaşılır. Oğlan evinde, gelin arabadan inerken gireceği kapının iki tarafı kilimlerle kapatılır. Bazı yerlerde gelinin önüne içi dolu bir testi bırakılır. Güvey tarafından gelinin başına para ve çerez saçılır. Çocuklar tarafından paralar kapışılır, bu arada gelin damadın koluna girerek odasına kadar götürür. Sonra sadıçla beraber evden ayrılır. Evine dönen damat gelinin yüzünü açar, yüz görümlüğü olan parayı verir. Gelin ev halkı ile tanıştırılır. Güveyi, kapıda bekleyen sadıçı ile akşam yemeğine kadar kaybolur. Akşam yemeğinden sonra, yatsı namazı kılınır. Dini nikah, imam efendi tarafından gelinden söz alınarak kıyılır. İmam efendi, gelin odasından kapısı önünde bir dua eder ve güveyi gelin odasından kapısını açarak, gerdeğe sokar. Güvey kapıdan içeri girerken en yakın arkadaşları tarafından sırtına kuvvetlice bir yumruk indirilir. Ertesi günü, gelin yüzü düğünü yapılır. Bu düğün kadınlar arasında yapılır. Gelin oyuna kalktığı zaman göğsüne kağıt para takılır. Güveyde aynı günün öğleni, sağdıç "yiğitbaşılarla" bir yemek yer. Yemekten sonra yiğitbaşıların düğün süresince emeği olan "yiğitbaşı parası" dağıtılır. Gelinin getirdiği pişmiş tavuk ve helva beraberce yenilir. Düğün böylece sona erer. Birkaç gün sonra damat ve gelin hısım akrabalara el öpmeye çıkarlar. El öpmede geline gizlice para verilir. El öpmeye haberli gidilir. Gidecekleri yerde damat- gelin gelecek diye yemek hazırlanır. Önceden o akrabalara alınan dürü hediyelik eşya el öpmeden sonra bırakılır. Eli öpülenler "Allah başa kadar sürdürsün" diye dua ederler. YÖRESEL GİYİM Her ulusun, her şehrin hatta her kasaba ve köyün kendine göre gelenek halinde devam ettire geldiği bir giyiniş şekli vardır. Konya'nın Cumhuriyetten önceki yıllarda özel bir biçimde bir giyim, kuşam, görenek ve adetleri vardır. Konya'nın bu kıyafeti Akşehir'de biraz değişmekte buna karşılık şehrin hemen kıyısında bulunan Sille Bucağının tamamen değişik bir biçimde kıyafeti vardır. Şimdi de Konya'nın kadın, erkek kıyafetleri üzerinde duralım Konya kadının ev içi ve dışarıya giyilmek üzere iki kıyafeti vardır. Başta bir çember, üstünde işlik, alta don şalvar, ayağında ince yemeni biçiminde terlik veya örme patik bulunurdu. Bu kadının normal günlük iş kıyafetiydi. Konya kadının dış kıyafeti şu parçalardan meydana gelmektedir. KADIN KIYAFETLERİ aİç çamaşır Eskiden kadın ve erkek için, iç çamaşırı bükme iplikten, ev tezgahlarında dokunarak, çamaşır bezi denilen kıvrık pamuklu bezden yapılırdı. Buna kıvratmada denilirdi. İç gömleklerin yakaları yoktur. Erkek ve kadının kol uzunluğu bileklerine kadar uzanmaz, etekler ise diz kapakları üzerine varırdı. Göğüs kısmı açık olurdu. İç çamaşırı kol ağızları ve boğaz kenarları kadınlarda oyalarla süslenirdi. İç don belden topuk üzerine kadar uzundu, paçaları çok dardı. Bel kısmı uçkur ile bağlanır, geniş olarak dikilirdi. Dış elbiseler ise, kadınbaşına koyu kırmızı bir fes giyerdi. Bu fesin kirlenmemesi için, fesin içine kellepoş denilen kısa kenarlı takke giyilirdi. Fesin etrafına ipekten ince bir şifon sarılır. Bunun üzerine ayrıca bir yazma dolanırdı. Şifonun faydası, başa iğne takıldığı zaman, iğne ağırlığının dengesini sağlar, fesin üzerine iki ucu sağ ve sol omuzda bulunan renkli çember örtülürdü. b Entari Konya'dan eskiden entariye pek ilgi gösterilmezdi. Ancak gelinler, birde yaşlı kadınlar entari giyerlerdir. Çünkü işlik ve şalvar entariden daha çok giyilirdi. c İşlik İşlik vücuda yapışırcasına sıkıca dikilen bir dış giyecekti. Yakadan göğüs boşluğu üzerine uzanır, buraya kadar düğmeli ve kapalı idi. Kolları bileklere kadar uzun olup, burada kol genişliği bir düğme ile daraltılarak giderilirdi. İşliklere, ala, kadife, pazen, basma, kutmişetari, şelaki, astar, kaput, humayun, yandım alamadım ve alpaktı. Renkleri ise, mevsimine göre seçilirdi. Bahar ve yazın yeşil, koyu yeşil, beyaz, açık sarı, nar çiçeği rengi ile açık mavi beğenilirdi. Sonbahar ve kışın ise koyu renklere ilgi gösterilir. Bunlar, koyu gri ve koyu mavi idi. d Şalvar Bir kadının giydiği şalvar 8-9 metre kumaştan yapılırdı. Akşehir ve çevresinde 14 metre kumaştan bir takım elbise yapıldığı söylenir. Şalvar, belden topuklara kadar uzanır, gayet bol dikilir, çekme payı buna eklenmektedir. Paçalar oldukça dar olup, vücudun hatları şalvarın kıvrımları arasında belirsiz hale gelmektedir. e Hırka Hırkanın içi astar, üstü şelaki ve diğer kumaşlardan yapılır. İçerisine pamuk döşenerek aynı yorgan biçimi dikilmektedir. Etekleri kalçaya kadar uzun olup, bir çeşit cekete benzer. f Salta Yünlü kumaştan dikilen, kollu ve ön kısmı açık, etekleri kısa, yarım ceketi andıran bir yelektir. Saltalar çok süslü yapılır. Sırma ve kaytanlarla çeşitle bezemeler yapılır. Saltalara ayrıca madeni parlak pullarda dikilir. g Kebe Bir çeşit salta olup kolları ve göğüs kısımları işlemelidir. h Ayakkabı Deve derisinden yapılmış, parlak arka kısmı açık pabuç, yanları lastikli uzun konçlu, bir çeşit topuklu kunduradır. Ayrıca mestle de giyilirdi. i Süs ve Takılar Fesin üzerine veya göğsüne elmas iğne takılırdı. Ayrıca boğaz kısmına inci mahmudiye, hamidiye, beşibiryerde altınlar ile altın kordonlu cep saati takılırdı. Parmaklarda kıymetli taşlı yüzükler, kulaklarda elmas küpeler takılırdı. Fakat bu takılar her kadında bulunmazdı. Kollardaki çeşitli bilezikler kadının en önemli ziğnetini ve süsünü meydana getiriyordu. ERKEK KIYAFETLERİ Konya'nın erkek kıyafetleri, birbirinden farklılık arz eder. Her erkeğin görevine göre kıyafeti de vardır. Kıyafetlerinden o kişinin ne olduğu kolayca anlaşılırdı. 1 Ulema Kıyafeti Başta kırmızı veya deve tüyü rengi bir fes, üzerine açıldığı zaman bir adam boyu uzunlukta beyaz tülbent sarık bulunurdu. Fesin altında aynı kadın kelleposu gibi erkeklerin giydiği ve adına terlik denilen takke vardı. Başka bir çeşidi de üç peşli, astarlı entari giyilirdi. Sonradan bu usul terk edildi. Bu entari üzerinde de şal kuşak kuşanırdı. 2 Esnaf Kıyafeti Bu tip kişiler orta yaşlı kimselerden oluşurdu. Başlarında genellikle kırmızı fes, üzerine yazma sarık, sırtta koyu renklerin hakim olduğu salta, meydani işlik, ilmiye sınıfına benzeyen şalvar, ayakta beyaz yün çorap ve yemeni belde silahlıkla şal kuşak bulunurdu. 3 Efe Hovarda Kıyafeti Başta açık kırmızı, uzun sivri fes, arkada uzun koca püskül üzerinde kırmızı ince cemberli sarık işlik dar ve uzun kollu, yaka kapalı, karın boşluğuna kadar etek çapraz düğmeli ve ilikli, vücuda sıkı oturmuş bir çeşit gömlek. Bu gömlek pamuklu bezden yapılır, dokunuş çizgilerine göre isim alırdı. İnce meydan, beşparmak, meydai gibi işliğin üzerine kol uçları bileklerden dört parmak yukarıda dar vaziyette, içi astarlı ön kısımları kavuşmayan salta giyilirdi. a Cepken Etek, kol, yaka ağızları kaytanla süslü olan bir çeşit saltaya benzeyen cepkendi. Cepkenin yaka ve etek kısımları işlemeliydi. b Kuşak ve Silahlık Kuşaklar, gürün, trablus, acem, kesmiş, Tosya şallarından yapılır. Arasına yumuşak deriden yapılmış, bir çeşit cep görevini gören kat kat bulunan silahlık kuşanılır. c Şalvar İlmiyle Ulema sınıfından farklıydı. Diz kapaklarından aşağıya kadar uzanırdı. Bu sebeple adına şalvar yerine "dizlik" denilirdi. Ayaklarında kundura ve yün örgü çorap bulunurdu. Cumhuriyet devrinde erkek kıyafetlerinde büyük çapta bir değişiklik olmakla beraber, kadınların giyiminde fazla bir değişiklik olmamıştır. Özellikle köylerde ve kasabalarda yaşayan kadınların en önemli giysisi şalvar, işlik, yelek ve poşudan oluşmaktadır. Ayaklara kışın mest ve lastik, yazın ise çorap ve lastik ayakkabı giyilir. 4 Abdestlik Çuhadan, softan veya kıldan yapılmış bir çeşit pardesü olup, cep yerleri olmakla beraber cep keseleri yoktu. a Cübbe Kaşmir kumaştan yapılırdı. Aynı abdestlik biçiminde olup, ceplerin hem yeri, hem kesecikleri vardı. b Lata Yakası kalkıkça, iç göğüslerde cepleri vardı. Ağır kumaştan yapılan lata cübbeye benzerdi. Yakasından çapraz bulunan bir çeşit pardesü denilebilecek biçimdeydi. c Biniş Kol ağızları çok geniş bir çeşit cüppedir. Ayakkabılar, kalloş kundura ve mestten ibaretti. HALK OYUNLARI VE FOLKLOR Konya Kaşık Oyunu Oyun denince kaşık oyunu akla gelir. Konya kaşık oyunu Orta Asya'dan Türkler tarafından getirilmiştir. Kaşık oyunlarının figürleri çok fazladır. Fakat göbek figürü halkın daha çok hoşuna gitmektedir. Bu figür dinamik ve sert hareketlerden meydana gelmiştir. Oyuncu devamlı güler yüzlüdür. Çünkü neşe saçması gerekmektedir. Oyun başlar başlamaz kaşıkların çıkardığı ezgiler seyircide saçılmış olan herşeyi yeşertmeye başlar. Herkes farkında olmadan oyunun neşeli havasına kapılır. Kaşıklar vura dursun oyuncunun tıpış tıpış yürüyüşü, topuk döve döve nazlanışı, yan yan sıyrılışı, yavaş yavaş şakalaşması oyunun en belirgin figürlerindendir. Kaşık vurmaları yavaşladığı sırada oyuncu derin bir nefes alacak kadar fırsat bulur. Fakat kimse bunun farkına varamaz. Ayrıca Konya türkülerinin kaşık yapısı içinde oyun havaları niteliğinde oluşu hayli dikkat çekicidir. Çünkü oturak âlemlerindeki oyunlarda icra edilen bu müziğin eşliğinde kadın oyuncular zil ve kaşıklarla beraber Milli kıyafetle oyuna iştirak ederler. Bu halk oyunlarının koreografisi, motifleri yüzyıllardanberi hiç bir değişikliğe uğramadı. Aynen korundu. Oturak alemlerindeki oyunlar da bu oyun türlerine Anadolu'nun başka yörelerinde rastlamak mümkün değildir. Kadın oyunu oynayan oyuncu kadın, zamanla misafirlere sakilik yaptığı görülüyor. Bu usulün Selçuklular'dan önce olduğu iddia ediliyor. Konya kaşık oyununda, oyunlar çeşitli isimler alırlar. Şöyle sıralayabiliriz; Küstü Oyunu Konya'ya has bir oyundur. Kaşıkla oynanır, zille oynandığı da olur. Bu oyunla çalınıp, söylenen türkü " İnce Çayır " türküsüdür. Diğer havalarda oynandığı zaman bu türküyle oynandığı zamanki etkiyi bırakmaz. Sazlar ince çayır türküsünün ara ezgisinin üç bazen de beş defa çaldıktan sonra türkünün okunmasına geçilir. İnce çayır biçilir mi Soğuk sular içilir mi amman. Türkünün burasında bütün sazlar durur. Oyuncu hangi durumdaysa öylece kalır. İşte bu duruş anında bir koşma okunur. Bu koşma umumiyetle küsme üzerinedir. Küsme dilber barışalım, cümle isyan bendedir. Cümle isyan bende ise, her kabahat sendedir. Bundan sonra sazlar yavaştan başlar. Hızlanarak devam eder. Oyuncu da müzikle birlikte yavaştan hızlanarak oyuna devam eder. Bu figür iki ve üç kez tekrarlandıktan sonra oyun biter. Sekelim Kızlar Bu oyun Konya ve köylerinde, düğünlerde genç kızlar tarafından oynanır. Diğer saz meclislerinde bu oyun oynanmaz. Düğünlerde bir araya gelen genç kızlar birbirlerinin bellerinden sarılarak halay oynar gibi dizilirler. Baştaki kız sazla birlikte şu türküyü okur. "Küp dibine bastırma Kız saçını kestirme Yar evine gelince Gönülcüğünü kaptırma" Sonra kızların hepsi bulundukları yerde sıçrarlar ve hep birlikte; "Sekelim kızlar, sekelim vay, vay Arpada buğday ekelim vay, vay" derler böylece oyuna bir canlılık katarlar. Figürler bir kaç kez tekrarlandıktan sonra oyun biter. Oyuncu İle Okuyucunun Karşılıklı Türkü Söyleyerek Oynadığı Oyun Bu oyun şu iki türkü ile oynanır; A Kız sana fistan aldım yolladım geldi mi? B Kıralım kıralım fındık fıstık kıralım. Bu oyunda okuyucu ile oyuncu karşılıklı sorulu cevaplı türküler söylerler. Bu iki türküden biri çalınırken önce okuyucu, sazların kesilmesiyle oyuncuya ahenkli sesiyle sorar. Oyuncu da tempo ile cevap verir. Cevaptan sonra oyuncu kaşıklarını vurarak sazların temposunu hareketlendirir. Oyun böylece başlar. YÖRESEL YEMEKLER Konya'nın diğer şehirlere göre özellik gösteren yemekleri vardır. Bu yemekleri gruplar halinde şöyle sıralayabiliriz. A- SEBZELER B- ETLER C. ÇORBALAR D- MEYVELER E- BÖREKLER 1. Ekşili Kabak Et Kabağı 2. Tatlı Kabak Et Kabağı 3. Patlıcak Musakkası 4. Dolma içleri a Etli Dolma İçi b Zeytinyağlı Dolma İçi 5. Yumurtalı Kabak 6. Zülbiye Papaz Yahnisi 7. Patlıcan Bayıldan 1 8. Patlıcanlı Bayıldan 2 9. Çöplü Bayıldan 10. Lahana Kapaması a Etli Lahana Kapaması b Zeytinyağlı Lahana Kapaması 11. Ildıs Kökü 12- Patlıcan Söğürmesi 13. Boranı Lahana Kapuskası 14. Çöpleme 1. Çebiç Tandır Kuzusu 2. Fırın Kebabı 3. Etli Pide Etli Etmek 4. Çullama 5. Bütümet Orta a Bütümetli Pilav b Bütümetli Patlıcan c Bütümetli Patates 6. Kaburga Dolması 7. İki Bıçak Arası Ciğer 8. Yağda Kızarma Ciğer 9. Ala Kuzusu Ela Kuzusu 10. Gerdan Pişirmesi 11. Topalak Köftesi 12. Tas Kebabı 13. Cella 1. Toyga Çorbası 2. Oğmaç Çorbası 3. Arabaşı Çorbaşı 4. Tandır Çorbası 5. Bamya Çorbası 6. Tutmaç Çorbası 7. Süt Çorbası 8. Erişte Çorbası 1. KayısıYahnisi 2. Sarı Erik Yahnisi 3. Sarı Erik Dolması 4. Ayva Dolması 5. Ayva bastısı 6. Elma Dolması 1. Börek İçleri a Peynirli Börekİçi b Kıymalı Börek İçi c Kıkırdaklı Börek İçi 2. Tandır Böreği 3. Saç Böreği 4. Çarşı Böreği Fırın Böreği 5. Su Böreği 6. Sigara Böreği 7. Sedirler Böreği 8. Tatar Böreği
Hikayeye göre Ahmet daha önceleri Hayriye adında bir kıza tutkundur. Yıllar sonra oğlunun düğününe bir bahane ile görmek için Hayriye’yi DevamBilinen öyküye göre bu türkü Malatyalı Fahri ye ait. Yaşar Özürküt, bu türkünün sahibinin Eskişehir’in Seyitgazi ilçesinden Mustafa Tuna olduğunu DevamKAZIMIM-MEZAR ARASI. Mezar arasında harman olur mu Kama kurşun yarasına derman olur mu Kamayı vuranda din iman olur mu Nakarat..Aslanım DevamMeram bağları, Meram çayırları tanıktır, böylesi yiğit her anaya kısmet olmaz. İnadına mertti, inadına yiğit, inadına yağızdı. Konya’nın valisi o DevamKırmızı gül demet demet, Sevda değil bir alamet, Balam nenni, yavrum nenni Gitti gelmez ol muhannet Şol revanda balam kaldı, DevamKırmızı Gül Demet Demet Ali diye bir oğlan varmış patlak vermeden evvel gönül vermiş bir güzele, evlenmiş ve evliliğinin DevamBu türkü bundan bir asır kadar önce , ihtişamlı , güzel , delidolu , hoppala , zıppala olduğundan Deli Düve DevamİTÜ ÖĞRETİM GÖREVLİSİ KURT ”EĞER Kİ TÜRKÜNÜN NE AMAÇLA YAPILDIĞI VE NEYİ ANLATTIĞI BİLİNMİŞ OLSA, ELEŞTİRENLER HERHALDE BAŞLARINI ÖNE EĞERDİ” DevamAnadolu’da her yörenin türküsü olarak bilinir.Kütahya,Konya,Amasya gibi. Yeşillikler içindeki Hıdırlık Tepesi,türbesiyle birlikte Kütahya’nın her yerinden görünen ve yıllardır mesire yeri DevamMisket, ufacık tefecik bir elma türü… Huriye de Ganizadeler’in ufakcık tefecik şipşirin kızlarının adı. Huriye, sık sık evlerinin önündeki elma DevamORMANCI”NIN ÖYKÜSÜ Gevenes Köyü’nde 1922 yılında dünyaya gelen Mustafa Şahbudak, ağa çocuğudur. Köy Muhtarı Tevfik Cezayirli, Mustafa’nın en yakın arkadaşıdır. DevamŞöyle rivayet ederler kim Evvel zamanda Sivas ilinden bir kervancı Halep´ten mal getirir. Tam üç yıldır kervancılar yurtlraından, baba ocaklarından DevamYöreÖdemiş Çakıcı Efe Ege Bölgesinde halkın dilinde dilden dile efsaneleşen bir kahramandır. Osmanlı’nın son zamanlarında devlet iradesinin iyiden iyiye kaybolduğu Devam“ Avşarlar,Ceritler,Tecirliler,Bozdoğanlar,Mürseloğulları ve öteki Türkmen boyları ve oymakları 1865 yılında iskân edildiler. O tarihe kadar göçebe bir yaşam süren bu DevamSefil baykuş ne yatarsın bu yerde Yok mudur vatanın illerin hani Hani ya! Bülbül gibi şakıyan; aşkı gözlerden okuyan dillerin DevamZiyaretten çıktım Cender’in özü Kum gibi kaynıyor Zahidem gözü Aslını sorarsan asalet yerden Hacı Büro’lardan Memed’in gızı Hezeli de deli DevamEski zamanlarda Malkara’da 15 yaşlarında Zeynep isimli güzel bir kız vardır. Bir gün köyde Ağa’nı bir düğünü olur. Düğünde eğlenceler DevamYöre Aydın Bu türkünün daha bir çok kıtaları, Ege havalisinde söylenmekte ise de, muhite göre değişmeler olmaktadır. Biz, buraya meşhur DevamYöre Yozgat Derleyen Mehmet Ali ÜNVANLI Yozgat şehri 1760 yılı başlarında Bozok Yaylasının, yeşillik, etrafı ormanlarla çevrili içinde bin bir DevamYarim İstanbul´u mesken mi tuttun Yöre Kayseri Güz güneşi sarı sarı devriliyordu o ikindi üzeri de uzaklardaki mor dağların ardına. DevamTürküler ve Öyküler bazen seyahate çıkıp, bazen il il bazen de ülke sınırlarını aşarak dolaşmaktadırlar. Bir yerde dinlediğimiz bir türkü DevamTürküler hayatımızın âdeta vazgeçilmez bir parçasıdır. Türk insanı türkülerle konuşmuş, türkülerle dertleşmiş, türkülerle hasret gidermiş, türkülerle acılarını, sevinçlerini dile getirmiş, DevamYöre Tokat/Reşadiye Vaktiyle, Niksar´ın bir köyünde genç bir ilkokul öğretmeni varmış. Güzel bir köylü kızı sevdalanmış bu öğretmene.. Hem kendine DevamÇanakkale Boğazı, Nağra Burnu açıkları 4 Nisan 1953, Saat 0215 Uzun ve yorucu bir seferden dönen Dumlupınar denizaltısı, Nağra Burnu DevamBurdur’dan Antalya’ya doğru giderken yaklaşık 38 km. Uzaklıkta bulunan Arvallı, yeni adı ile Bağsaray köyünde geçer hikaye. Hikayeye göre Hatçe DevamAnakara’nın keskin ilçesinin cin ali köyünde 1924 yılında Sefer adında bir erkek çocuk doğar. İlkokulu köyünde okuyan Sefer 15 yaşından DevamBen de gittim bir geyiğin avına, Geyik çekti beni kendi dağına, Tövbeler tövbesi geyik avına, Gidin arkadaşlar kaldım kayada, Siz DevamBolu Beyi, at meraklısı bir beydir. Atçılıkta usta olan seyisi Yusuf’u, güzel ve cins at aramak üzere başka yerlere gönderir. DevamBir yaz mevsimi koyunculuk yapan bir grup yaylaya çıkar. Bu grup içinde sözlü olan iki de genç vardır. Gençler yaylada DevamMefharet Hanımın hakim olarak görevli gittiği Bodrum da intiharı ardından, yöre halkının duygularıdır türkü olan. Keşiflerine giderken at binen, yöre DevamTürkü, öldürülen Cemal´e, karısı Şerife tarafından yakılmıştır. Şerife, 90 yıldan fazla yaşamış, 30 Kasım 1993 günü vefat etmiştir. 14-15 yaşlarında DevamSevdalısına kavuşsa da mutluluğu bulamayan cemil ile Defçi Fatma nın türküsüdür. Neredeyse bütün mahallenin kızları aşıkmış cemil´e. Bakışları can yakan, Devam“At Üstünde Kuşlar Gibi Dönen Yar Gendi gidip ehbabları kalan yar” nakaratıyla söylenen Ziya Türküsünün Hikayesi şöyledir; Ziya yakışıklı bir DevamAnadolu halkının kahramanlığını destanlaştırdığı savaşlardan biri de Çanakkale cephelerinde olur. Büyük imkansızlık içinde verdiği bu çetin mücadelede, bağımsızlığı için gerektiğinde DevamYöre Samsun / Çarşamba Çarşamba deyince bir yabancı hemen çarşambayı sel aldı türküsünü anımsar..çarşamba her şeyden önce bu türküyle ünlenmiştir..bu DevamÇökertme türküsünün kahramanı olan Halil, babası tarafından Van ili , Erciş ilçesi, Bozüyük köyündedir. Ailenin büyükleri önce Van’dan İstanköy’ e DevamAnakara’nın keskin ilçesinin cin ali köyünde 1924 yılında Sefer adında bir erkek çocuk doğar. İlkokulu köyünde okuyan Sefer 15 yaşından DevamTürküye konu olan olay 12 Şubat 1933 yılında bugünkü Buldan –Derbent barajının dolgusu yapılan “Derbent Deresi denilen yerde meydana gelmiştir. DevamYozgat şehri 1760 yılı başlarında Bozok Yaylasının, yeşillik, etrafı ormanlarla çevrili içinde binbir çeşit kuşun ötüştüğü bir sahada kurulurken; Yozgat DevamRumeli yöresi Debreli Hasan, Trakya’da Drama’da büyümüş ve bin sekiz yüzlü yılların sonu ile bin dokuz yüzlü yılların başında Debreli DevamErzurum’da yaşanmış bir aşk hikayesidir bu türkünün hikayesi. Genç delikanlı sevdalanır bir güzel kıza. Önünde ardında dolanır durur. Fakat kız Devam“Erzincan’a girdim ne güzel bağlar.”, Erzincan Halk Türküleri içinde en çok sevilen bir uzun havadır. Güzel olduğu kadar da acı DevamRize yöresi Rize’nin şimdiki adı Portakallık olan Haldoz mahallesindeki bir düğünde kardeşinin bıçakla karnından yaralanması üzerine, kendisine haber verilen Sandıkçı DevamTurnayı uçurdum Uruş köyünden Önünde sacır var, geçmez orayı Tilsevet gölüne battı mı dersin, Hep avcılar arar bahtı karayı, Bir DevamYöreAvşar/Binboğa Derleyen Muzaffer Sarısözen Türkünün ortaya çıktığı zamanlardaki olaylar şöyle gelişir; Rışvanoğlu adında zengin bir beyin güzel bir kardeşi vardır. DevamKomşu kızı ile beşik kertmesi olan bir genç askerde vereme yakalanır. Hava değişimi olarak Yozgat´a Akdağmadeni gelir. Sözlüsünün ailesi gence DevamYöre Ordu/Fatsa Ordu dolaylarında yaşayan Hekimoğlu, yoksul bir ailenin çocuğudur. Üstelik yoksul bir anneden başka hiç kimsesi yok. Çevresinde dürüstlüğü, DevamHem okudum hemi de yazdım Yalan dünya senden bezdim Dağlar koyağını gezdim Yiten yavru bulunur mu Yavru yitmeye görsün bir Devam
Konya’da zil veya kaşıkla yalnız kadınlar oynar. Kaşıklarla erkeklerde oyuna çıkabilir. Hemen bütün oyunlarda zil veya kaşık kullanılır, yalnız figürleri değişir, saz meydan sazı, cura yahut bağlama eşlik edebilir. Yörede başlıca oyun çeşitleri şunlardır İnce Çayır, Küstüm, Sekelim Kızlar, Aksinli, Karanfil, Aman Madam Hoş Geldin, Ustam Kim İdi?, Limo, Karabiber, Kazanoğlu, Develi, Süpürgesi Yoncadan, Sille, Konyalı. Bunlardan başka bir de “dönme” denilen oyun vardır ki ney, saz veya tanbur çalınırken oynanır. Dönme oynanırken Mevl’na Peşrevi çalınır. Fakat, bu oyun sem’ töreninden kalmalığı dolayısıyla öbür oyunlardan ayrı ve ciddi bir anış karakteri taşır. Konya oyunlarında kadınlar ipek şalvar üzerine “içlik” denilen yarım cepken giyerler. Kimi de içlik yerine “delme” bağlanır. Akşehir Tuzlukçu köyünde kadınlar veya erkekler 10 – 20 kişilik gruplar halinde yalnız def çalınarak oynarlar. Sadece oyun dedikleri bu raksın başka bir adı yoktur. Eller yukarda olduğu halde, söylenen bir türkünün tartımına göre oynarlar. Engili köyünde Sallama denilen oyunu def çalınırken oynarlar. Kadınlara mahsus ve 4, 8 kişilik toplu oyundur. Doğan hisar köyünde İnce Kırma oyunu cura, ud, keman ve def gibi çalgılarla yürütülür. 2 – 4 kişilik toplu oyundur. Erkeklere mahsus alup düğün ve bayramlarda oynanır. Bir de Kalkıma Kalgıma oyunu vardır. Aynı çalgı takımıyla 2 veya 3 kişi birlikte düğün, bayram ve millî şenlik günlerinde oynarlar. Erkekler ayrı, kadınlar kendi meclisinde. Bise köyünde Kalgıma oyunu vardır. Davul – trompet ve klarnet eşliğinde ikişer ikişer ve erkekler ayrı, kadınlar kendi meclisinde oynarlar. Bermende köyünde Aydın Zeybeği, Bermende Zeybeği, Harmandalı, Sallama, Konyalı adlı oyunlar yürütülür. Davul – zurna çalar. Bando ile de oynarlar. 1 – 4 kişi kalkar. Düğün ve sünnet düğünlerinde erkekler ayrı, kadınlar kendi aralarında yürütürler. Reis köyünde de Kalgıma oyunu vardır. Davul, klarnet, çalpara, trompet ve maşa topluluğu eşliğiyle yürütürler. Oyuna iki veya daha fazla kişi kalkar. 4, 6, 8 kişilik gruplar girer. Kadınlar kendi âlemlerinde eğlencelerinde oynarlar. Akait köyünde Sallamayı iki erkek oynar. Davul – klarnet, trompet, çalpara, yahut def veya bağlama, zillimaşa, keman çalarlar. Pek farklı oyun çeşitleri figürlerce yoktur. Bozkır Kaşıkla veya zilli oyun yürütülür. Keman, ud, saz veya kaval ile oynanır. Tek de, birlikte de oynanır; ikişer kişilik gruplar halinde. Kadınlar kendi meclislerinde, erkekler ayrı oynarlar. Şenlik, düğün ve umumî genel eğlencelerde oynarlar. Meselâ dere Köyde saz, cura, keman def çalarlar, ikişer, ikişer yürütülen Ahmet Yavaş oyunundan başka bir de Kırık Oyun denilen göbek atmalısı vardır. Bir veya iki kişi oynar. Grup halinde oynandığı da olur. Kadınlar kendi meclisinde oynarlar, bütün şenlik vesilelerinde. Pınarcık köyünde dört kişilik yerli oyun vardır. İki, üç kişiyle oynandığı da olur. Her türlü şenliklerde yer alır. Kadınlar kendi meclislerinde oynarlar. Soğucak köyünde oyuncular tahta kaşıklarla ve defçi eşliğinde oynarlar. Topluca oyuna girerler. İki kadın ve kız karşılıklı, erkeklerde kendi âleminde oynarlar. Düğünlerde, bu böyledir. Sarıoğlu köyünde Arap Oyunu dört kişiyle oynanır. Erkek oyunudur. Akçapınar köyünde Çalgı Oyunu denilen çeşit vardır. Ud, keman, saz ve def oyunda çalınır, iki, üç kişilik birlikte oyundur. Beş kişinin birlikte kalktıkları da olur. Ayrıca Develi Zeybek oynarlar. Oyun, her eğlentide yer alır. Koçaş köyünde davul – zurna ile halay çekerler. Düğün ve bayramlarda 15 – 20 kişi eskiden kalma bir görenek halinde halayda yer alırlar. Bunu kadınlar oynamaz. Sarku köyünde Sallama, Sektirme adlı oyunlar vardır. Toplu oyunlardır. Def, cura, saz, keman, ud çalarlar. İkişer ikişer kalkarlar. Kadınlar kendi meclislerinde oynarlar. Bir eğlence olup eski oturak âlemlerinden kalmadırlar. Ahırlı köyünde hususî özel adı olan ve belirli tertiple yürütülen oyun yoktur. Meyre köyünde Zeybek oynarlar. Kaşıklı oyun da vardır. Bağlama, meydan sazı ve def ile 2 – 4 kişi toplu oyuna kalkarlar. Zeybeği yalnız erkekler, kaşıklı oyunu ise erkeklerce veya kadınlar arasında yürütülür. Taşbaşı köyünde Sektirme denilen bir Zeybek çeşididir. Def, ud, keman, kanun çalarlar. 2, 4 6, 8 veya 10 çift birlikte oynarlar. Düğünlerde, açık havada erkeklere mahsustur özgü, özel, bir de oturak geleneğinin kalıntısı halinde kaşık veya zil oyunu vardır. Cura, saz ve ud ile tek ve en fazla dört kişi oynarlar. Kadınlar, en çok kendi meclisinde oynarlar. Ilgın Belekler köyünde def ve kaval ile Konyalı, Develi, Alime adlı oyunlar iki kişice oynanırlar. Oyuncunun biri erkek, öbürü kadın olabilir. İki kadın, iki erkek olmak üzere veya her cins kendi arasında dörder kişilik de olabilir. Kadınlarla oyun, erkek oturaklarında olur. Böylece orada karışık oyun da görülebilir. Halk, bu oyunlara çok bağlıdır. Hele gençler, kış hayatları kışın günlerini böyle eğlencelerle geçiriyorlar. Düğünlerde bütün kadınlar sabahlara kadar düğün evlerinde vakit zaman geçirirler. Düğün odalarını gençler ihya eder. Aşağı Çiğil köyünde Millî Oyun adlısı yalnız def ile oynanır. İkişer kişiliktir. Birkaç çift birlikte oynarlar. Fakat, erkekler ayrı oynarlar. Düğünlerde oynarlar. Balkı köyünde Düz ve Sekme adlı oyunlar vardır. Kaval ve def çalarken iki kişi oynar. Düğün ve başka toplantılarda. Kadınlar mutlaka kendi meclisinde oynarlar. Ereğli Burada ayrıca hususiyeti özelliği olan ve adlı çeşitler yoktur. Göbek atmalı oyunu türlü türkülerle yürütürler. Kadınlar mutlaka kendi aralarında oynar. Saz bulunmayan yerde sadece defçi çalıp söyler. Hep tek kişi oyuna çıkar. Karaman Konyalı oyunu denilen defli çeşit vardır. Köylerinde de durum budur. Ayrı adlı oyunları yoktur. Kaval ile def çalar, zil veya kaşıklarla oynanır. Bir veya iki kişi oyuna kalkar. Salur köyünde “kadınlar oyuna kaldırılmazsa gücenirler”. Konya Merkez İlçesi Sille’de “Sille düğün oyunu” iki kişi tarafından def veya udla oynanır. Kadın oyunudur. 35 yaşlarına kadar bütün kadınlar oynar. Fakat, kadın anne olunca ne kadar genç olursa olsun oyuna kalkmaz. Eskiden beri oynanır. Saz, ud ve def ile tek veya iki kişi tarafından yürütülür. Kiçi Muhsin köyünde “Millî Sektirme Raksı” vardır. İkişerli sıra ile def refakatında eşliğinde yalnız kadınlarca kendi meclislerinde oynanır. Düğünlerde gelin evinde birkaç saat sürer. Düğün evine gelen genç kızlar ve orta yaşlı kadınlar umumiyetle oynayıp gelin olan kızı eğlendirirler. Hatıp köyünde 5 – 40 erkek, zil ve kaşıklarla cura ve saz eşliğinde her şenlikte oynarlar. Kadınlar oynamaz. Zil veya kaşıklarla oyun; Zibek, Kazanoğlu cura, def ve davulla oynanır. Tekliden başka toplu oyunlar da olur 2, 4, 10 bayan olurdu. Örf ve âdetle al’kalı oyunlardı. Saideli Bunlar toplu oyunlardır ve halde günümüzde armonik eşliğinde yürütülüyorlar. Kız ve oğlan ikişer, üçer veya dörder karşılıklı oynarlar. Yani, karşılıklı ve karışık karma oyunlardır. Kolukısa köyünde Sallama denileni; tef, kaval yahut ince çalgıyla 2 – 4 kişi oynar. Kadınlar da kendi meclisinde oynarlar. İyi oynayanlar itibar kazanır ve görürler. Sille Tat köyünde Zeybek oynanır; kaval ve davulla. Altı kişilik topluluk düğün ve bayramlarda günün sevinci içinde halkı coşturur. Sızma köyünde bir veya iki erkek cura, saz, ud, kanun ve kemanla bazen bunların cümlesi tamamı takım hâlinde refakat ederek Konyalı Oyununu yürütürler. Başara köyünde Kaşık Oyunu vardır. Tek veya iki erkek tarafında saz ve cura ile oynanır. Silleme köyünde tek veya iki kişilik Kadın Oyunu ve Develi erkek oyunu vardır. Saz, cura, kanun, ud ve kemanla tek erkek oynar. Kadınlar ikişer, ikişer karşılıklı olmak üzere birlikte oynarlar. Bata köyünde Zeybek, Kesik İnce Çayır oynanır. Bellelü, Aldeden ve başkaları yapılır. Tek veya iki kişiyle saz, cura, ud keman, tef veya kırnata klarnet ile bazan tüm takım halinde yürütülürler. Kadınlar da, erkeklerde ayrı meclislerinde oynarlar. Karapınar Arısam köyünde kaval eşliğiyle kaşık oyunu yürütülür. 2 – 3 erkek kavalla, fakat kadınlar def ile oynarlar. Belli başlı bir oyuncu yoktur. Çünkü köyün her sekenesi halkı az çok da olsa oynar ve oyuna kalkar. Gölviran köyünde Sarı Yıldız, Fadimem oyunları di def ile birincisi tek, öbürü iki kadın tarafından oynanır. Kaşıklarla karşı karşıya yürütülür. Düğünlerde 5, 6 ve daha fazla erkek bir daire şeklini muhafaza ederler, Alay çekerler. Alaylara her delikanlı candan katılır. Karapınar ilçesinde oyunların ayrı ayrı adları yoktur. Türkü adlarıyla anılarlar. Oyun şekilleri türkülerin hengine bağlıdır. Bütün oyuncular çalgıdan başka türkülüdür de. en az def çalınır. Bütün oyunlar tek oynanır. Pek nâdiren ikişerlidir. Aynı oyunları kadınlar da kendi aralarında yürütürler. Oyunlar, düğünlere mahsus gibidir. H’dim Eğis köyünde Develi, Keklik oyunları def ile oynanırlar. Toplu oyunlarda 2, 3, 5, 10 kişi yer alırlar. Erkekler oynar. Bağbozumu, düğün ve bayramlarda oyuna kalkarlar. Seydişehir Karşılama, kadın oyunudur, çalgılı veya yalnız def ile iki kişi tarafından oynanır. Erkeklerden oynayanlar da vardır. Düğünlerde oynamak, gelenekten olduğu için mecburiyettir zorunludur. Hatıp nahiyesi Göden köyünde ellerin zil ve kaşık, maşa şakırtısıyla ayakta ve sözlere göre göbek atmalarla oyun yürütülür. Cura ve saz çalarlar, toplu oynanır. 3 – 100 kişi oyuna girebilir. Erkeklere mahsustur. Herhangi bir şenlik toplantısında oynanır. Gilisıra köyünde Bağlama, Küstü, Zeybek oyunları vardır. Def, maşa, teneke çalınır. Bir veya iki kişi oynar. Çocuklar 6 – 10 kişiyle oynarlar. Erkek ve kadınlar kendi ayrı meclislerinde yürütürler. Deste köyünde Bağlama, Küstü ve Zeybek def, maşa ve tenekeyle bir veya iki kişiyle oynanırlar. Kızılviran İnce Oyun; saz, ud, def veya tabla refakatıyla bir veya iki kişi tarafından karşılıklı zil veya kaşıklarla oynanır. Kadınlar kendi meclisinde kalkarlar. Beyşehir Manastır bucağında di basit “Orta Oyunu” vardır. İkişer, ikişer topluca kız ve kadınlar def çalarken yalnız düğünlerde oynarlar. Öteden beri görenektir. Erkekler oynamaz. Sarayönü L’dik köyünde günümüzde Halıcı bucağı raks hiç yoktur. Fakat aynı ilçenin Gözlü köyünde Halay Sekmesi yaparlar. Def ve ağız ahengiyle yürütülür. 15 – 25 kişilik gruplarla. Kadınlara mahsustur. Neşelenmekle ve bediî zevki güzel sanatlar zevkini tatminle al’kalıdır. Çiftçi, davarcı çoban ve süt sağıcı olan 15 – 25 yaşları arası kadınlardan köyün erkekler dışı bütün gençlerince oynanır. Çumra Akviran köyünde raksın adı sadece “oynamak”tır. Tef, tabla yuvarlak yemek tablası, düdük, kaval çalarken oynanır. Tek veya iki kişi kalkar. Kadınlar da kendi meclisinde oynarlar. Oyunuyla tanınmış yaşlı kimseler vardır. Erkeklerden de böyleleri öteden beri anılagelmişlerdir. Alibey Höyüğü’nde Püskürüm adlı köçek bilinir. Cura, saz, ud veya keman toplu yahut tek başına çalarken, 4, 7 kişi oynar. Erkek ve kadınlarca tek veya karışık olarak yürütülmesi örf ve âdet iktizasıdır gereğidir.
Ordu Yöresine Ait Ordunun Dereleri Türküsünün Hikayesi ve SözleriBir tarih zengin bir uşak maddi durumu onun ki kadar iyi olmayan bir genç kıza aşık olur. Tabi kızda bu uşağa aşık olur. Bunlar birbirlerine sevdalanırlar lakin kız ile oğlanı birbirlerine kavuşmalarını istemeyen insanlar artık o kadar sevda acısı çeker ki ve der ki ;Ordu’nun dereleri Aksa yukarı aksa Vermem seni ellere Ordu üstüme kalksaBurda derenin ters akması doğal bir kanuna aykırı olacağından bu aykırılık olsa dahi senden vazgeçmiyeceğim ve tüm Ordu üstüme gelse yine seni seveceğim anlamı çıkmaktadır. Tabi kız ile oğlanı ayırmak için oğlana kız hakkında yalan yanlış şeyler söylenmektedir, bu sebeble kız;Oy Mehmedim Memedim Sana küstüm demedim Beni sana geçmişler Vallahi ben şivesine göre geçmek sözcüğü şikayet etmek anlamına da gelir.
konya yöresine ait türküler ve hikayeleri